Zenginlik veya fakirlik ile imtihan edilmenin hikmeti nedir? Allah'ın bir kuluna dünyada çok rızık vermesi veya az rızık vermesi ile o kuluna olan sevgisi belirlenir mi? Fecr suresi 15-16. ayetleri nasıl anlamalıyız? Fecr suresi 15-16. ayetler hepimizin ara ara yaşıdığı duyguları özetliyor.
Dünyada Cenâb-ı Hak, yarattığı her kulun rızkına kefil olmuştur. Rızık husûsunda, aşırı bir endişe çekmek doğru olmaz.
Ancak, Cenâb-ı Hak; ezelî ilminin takdîrince, kimine rızkı bol, kimisine dar eylemiştir. Yani kimisini zenginlikle, kimisini de fakirlikle imtihan eder.
Allah Teâlâ’nın;
Ancak, Cenâb-ı Hak; ezelî ilminin takdîrince, kimine rızkı bol, kimisine dar eylemiştir. Yani kimisini zenginlikle, kimisini de fakirlikle imtihan eder.
Allah Teâlâ’nın;
- Bir kuluna dünyada çok rızık vermesi, onu çok değerli tuttuğu, çok sevdiği mânâsına gelmez.
- Bir kuluna az rızık vermesi de, onu sevmediği, onu hor gördüğü mânâsına gelmez.
HEPİMİZİN YAŞADIĞI DUYGULARI FECR SURESİ 15-16. AYETLER ÖZETLİYOR
İnsanların menfaate teksif olarak, nâil oldukları rızık üzerinden böyle bir kanaate kapılmalarını, Cenâb-ı Hak, şu âyet-i kerîmelerde reddetmiştir:
“İnsan, Rabbi kendisini imtihan edip de ikramda bulunduğunda ve bol nimet verdiğinde (sevinir ve);
«–Rabbim bana ikrâm etti! (Beni değerli kıldı!)» der.
Onu imtihan edip rızkını daralttığında ise (üzülür);
«–Rabbim beni önemsemedi!» der.” (el-Fecr, 15-16)
Hadîs-i şerifte buyurulur:
“…Âdemoğlu, malın azlığından hoşlanmaz. Hâlbuki, onun hesabı daha az (ve daha kolay)dır.”
(Ahmed, V, 428)
Şeyh Sâdî Hazretleri insanın bu hâlet-i rûhiyesinin kendisine zararını şöyle ifade eder:
“Ey Âdemoğlu! Bazen nimet içinde mağrur ve gafil; bazen yoksulluk içinde ümitsiz ve mahzunsun… İşte neşeli ve kederli zamanındaki hâlin budur. Bilmem ki Rabbine kulluğu ne zaman edeceksin?!.”
Rızkın bolluğu da imtihandır, darlığı da…
Bol rızık verilenlerin imtihanı, «ağniyâ-i şâkirîn / şükreden zenginler»den olabilmeleridir.
Cenâb-ı Hak, buna Süleyman -aleyhisselâm-’ı nümûne kılmıştır. Rabbimiz onu nâmütenâhî bir varlık ve saltanat sahibi kılmıştı. Hazret-i Süleyman; o varlık içinde, kendi emeğiyle yaptığı sepetlerle geçinir, kalbini servete kasa eylemezdi. Allâh’ın emânet ettiği bütün imkânları, Allah yolunda kullanırdı. Asla kibirlenmez, yoksullarla oturup kalkardı.
Bu güzel hâli sebebiyle de Cenâb-ı Hakk’ın;
“Ne güzel kul!” iltifâtına mazhar oldu. (Bkz. Sâd, 30)
Rızkı dar tutulanların imtihanı da, «fukarâ-i sâbirîn / sabreden fakirler»den olabilmeleridir.
Cenâb-ı Hak, bu hâle yokluk ve hastalıklarla imtihan edilen Eyyûb -aleyhisselâm-’ı nümûne kılmıştır. Bu imtihanı kendisine takdîr edenin Allah Teâlâ olduğu idrâki içinde, Hazret-i Eyyûb, dâimâ hâline rızâ göstermiş, hiçbir zaman şikâyet etmemiştir. Bu rızâ ve teslîmiyeti ile o da Rabbimiz’in;
“Ne güzel kul!” iltifâtına mazhar olmuştur. (Bkz. Sâd, 44)
Şükür ehli cömert zenginler ile sabırlı ve haysiyetli fakirler, insanlık şerefinde ve ilâhî rızâda beraberdirler.
Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- her iki hâlin de zirvesiydi.
Efendimiz’e zaman zaman ganîmetler ve hediyeler gelirdi. Büyük bir zenginlik yaşardı. Hepsini fukarâya infâk etmeden rahat edemezdi.
Zaman zaman da Hendek Harbi’nde olduğu gibi, karnına taş bağlayacak derecede yokluğa ve açlığa mâruz kalır, en güzel şekilde sabrederdi. Varlıkta da yoklukta da esas hayatın âhiret hayatı olduğunu telkin ederdi. (Bkz. Buhârî, Rikāk, 1)
Kul, hangi imtihanın kendisi için daha hayırlı olduğu bilmez. Kula yakışan, takdîre rızâ göstermektir. Ömer bin Abdülaziz -rahmetullâhi aleyh-’e;
“–Neyi seversin?” diye soranlara;
“–Benim sevincim, yalnız mukadderattır. Ben Allah Teâlâ’nın hükmünü severim…” derdi.
Cenâb-ı Hak; kula verdiği rızıkla birlikte, vazifeler de yüklemektedir.
“İnsan, Rabbi kendisini imtihan edip de ikramda bulunduğunda ve bol nimet verdiğinde (sevinir ve);
«–Rabbim bana ikrâm etti! (Beni değerli kıldı!)» der.
Onu imtihan edip rızkını daralttığında ise (üzülür);
«–Rabbim beni önemsemedi!» der.” (el-Fecr, 15-16)
Hadîs-i şerifte buyurulur:
“…Âdemoğlu, malın azlığından hoşlanmaz. Hâlbuki, onun hesabı daha az (ve daha kolay)dır.”
(Ahmed, V, 428)
Şeyh Sâdî Hazretleri insanın bu hâlet-i rûhiyesinin kendisine zararını şöyle ifade eder:
“Ey Âdemoğlu! Bazen nimet içinde mağrur ve gafil; bazen yoksulluk içinde ümitsiz ve mahzunsun… İşte neşeli ve kederli zamanındaki hâlin budur. Bilmem ki Rabbine kulluğu ne zaman edeceksin?!.”
Rızkın bolluğu da imtihandır, darlığı da…
Bol rızık verilenlerin imtihanı, «ağniyâ-i şâkirîn / şükreden zenginler»den olabilmeleridir.
Cenâb-ı Hak, buna Süleyman -aleyhisselâm-’ı nümûne kılmıştır. Rabbimiz onu nâmütenâhî bir varlık ve saltanat sahibi kılmıştı. Hazret-i Süleyman; o varlık içinde, kendi emeğiyle yaptığı sepetlerle geçinir, kalbini servete kasa eylemezdi. Allâh’ın emânet ettiği bütün imkânları, Allah yolunda kullanırdı. Asla kibirlenmez, yoksullarla oturup kalkardı.
Bu güzel hâli sebebiyle de Cenâb-ı Hakk’ın;
“Ne güzel kul!” iltifâtına mazhar oldu. (Bkz. Sâd, 30)
Rızkı dar tutulanların imtihanı da, «fukarâ-i sâbirîn / sabreden fakirler»den olabilmeleridir.
Cenâb-ı Hak, bu hâle yokluk ve hastalıklarla imtihan edilen Eyyûb -aleyhisselâm-’ı nümûne kılmıştır. Bu imtihanı kendisine takdîr edenin Allah Teâlâ olduğu idrâki içinde, Hazret-i Eyyûb, dâimâ hâline rızâ göstermiş, hiçbir zaman şikâyet etmemiştir. Bu rızâ ve teslîmiyeti ile o da Rabbimiz’in;
“Ne güzel kul!” iltifâtına mazhar olmuştur. (Bkz. Sâd, 44)
Şükür ehli cömert zenginler ile sabırlı ve haysiyetli fakirler, insanlık şerefinde ve ilâhî rızâda beraberdirler.
Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem- her iki hâlin de zirvesiydi.
Efendimiz’e zaman zaman ganîmetler ve hediyeler gelirdi. Büyük bir zenginlik yaşardı. Hepsini fukarâya infâk etmeden rahat edemezdi.
Zaman zaman da Hendek Harbi’nde olduğu gibi, karnına taş bağlayacak derecede yokluğa ve açlığa mâruz kalır, en güzel şekilde sabrederdi. Varlıkta da yoklukta da esas hayatın âhiret hayatı olduğunu telkin ederdi. (Bkz. Buhârî, Rikāk, 1)
Kul, hangi imtihanın kendisi için daha hayırlı olduğu bilmez. Kula yakışan, takdîre rızâ göstermektir. Ömer bin Abdülaziz -rahmetullâhi aleyh-’e;
“–Neyi seversin?” diye soranlara;
“–Benim sevincim, yalnız mukadderattır. Ben Allah Teâlâ’nın hükmünü severim…” derdi.
Cenâb-ı Hak; kula verdiği rızıkla birlikte, vazifeler de yüklemektedir.
- Mühür
enfal.net | İslâmî İçerik Platformu
